Menü

• Güncel
• Beyoğlu Bilgisi
• Beyoğlu Fotoğrafları
• Cafe Bar Restaurant
• Sinemalar
• Tiyatrolar
• Kültür Merkezleri
• Oteller
• Sanat Galerileri
• Konsolosluklar
• Kroki
• Beyoğlu Kitapları
• Kaygısız Yazılar
• İstiklal Rehberleri
• Künye
• Gizlilik Politikası
• İletişim


Cafe Bar Restaurant

Asmalımescit Balıkçısı

Barcelona Cafe
Bonsoir Restaurant Bar
Cafe Guitar
Dulcinea
Koyu Kahve
Şeyhbender
Andon
Babylon
Hayal Kahvesi
Manhattan
My Moon
Mojo
The North Shield Pub
Soho
Tierra Music Club
Teras 6
Asır Restaurant
Cumhuriyet Meyhanesi
Kallavi 20


Beyoğlu Bilgisi

Ağa Camii
Arap Camii
Atatürk Kültür Merkezi
Cumhuriyet Anıtı
Çiçek Pasajı
Galata Kulesi
Galatasaray Hamamı
Serpuş Han
Taksim
Tünel

   , Hoş Geldiniz!
 
 

Ana Sayfa | Kaygısız Yazılar | Parklar - SELÇUK AKYÜZ

   Parklar eskilerin en halis ve ucuz dinlenme mekanlarıdır.Hatta bu sebepten dolayıdır ki cennet hiçkimsenin aklında dev bir atari salonu, pastahane yada %100 indirimli alış-alış merkezi gibi canlanmaz. Cennet daima dev bir park,bahçe gibi düşünülür. Bu sebepten dolayı Avrupanın büyük kralları ve doğunun zengin padişahları yaşam mekanlarını geniş bahçelerle donatmışlar,sessizliği,huzuru buralarda bulmuşlardır. Bunlardan en ünlüleri olarak Versailles Sarayının bahçesi yada İngiltere'de ki Hyde Park ve ya Queen Elizabeth bilmemkaç tarafından yaptırılan botanik bahçeleri sayılabilir. New York'taki Central Park'ı ve Strasbourg'taki Parc de L'Orangerie'yi unutmak ise yatakta olmayan ayıplar arasından en büyüğüne tekabül eder. Bu arada az evvel ki cümleden şaşkına dönen siz okuyucularımı bir hususta aydınlatmak isterim. Mahalle edebiyatına mahalle mektebinde bulaşmış biri olan ben, girdiğim muhabbetlerde farkına vardımki cehalletten kırılan yurdum insanı ayıp kavramını iki sınıfta toplamaktadır. Biri yatakta olan ayıplar,diğeri ise gündelik yaşam içersinde vukuu bulan ayıplar.Mesela yatakta burun karıştırmak bu cinstendir.Sonra onu yatağın altına gizlemek kimse görmediyse ayıp değildir. Mahallede ayıplarla ilgili dialoglarda bazen Himmler'i aratan cevaplar vardır:
- e abi ayıp olumuyo mu biraz?
- Ayıp yatakta olur oolum.

   Biraz sonra bu insanların parklarda ne gibi tutumlar ve haller içinde olduklarına da değineceğim.Fakat önce parkların ruhumuz üzerindeki etkisine hortum tutmak istiyorum.
Parklar,az evvelde söylemiş olduğum gibi en basitinden 'cennet' kavramını kafamızda somutlaştırırlar. İrili ufaklı memeli huriler ve şelaleler henüz belediye parklarında görülmezler fakat bu durum ruhumuzun ve çekirdek çitlemekten sihaylanmış dişlerimizin kendilerini parklara atmasına engel olamaz. Parklar çocuklar için diğer akranlarıyla kaynaşıp tahteravelliden düşmeleri, kaydıraklardan en tiz çığlıklarını savurarak kuma girmeleri ve daha sonra banka dönüp annelerinin elindeki dondurmaya bulanmak için en ideal mekanlardır. Anneleri titizce olmayan çocuklar,kuma,çamura saplanabilir,çimen bile yiyebilirler. Öte yandan deterjan PH derecelerini ezberinde tutan annelerin evlatları için parklar tas tamam birer işkence yerleridir. Onlar banklarda oturup eğlence pınarını dışardan izler ve dallara konan kuşları sayıp sayıp eğitim düzeylerine göre bi sayıda takılırlar. Genellikle 10 da tıkanan çocuklar zaten sayı saymayı ezbere bilenlerdir.Yani bir bir kuşları saymak yerine kuşları gördükçe 10 kadar sayıp sonra bu sayımları toplarlar.Pedagoglara göre parklarda en çok ızdırap çeken türden olan bu çocuklar büyüdüklerinde psikolojik yansıtma ile boksör, kasap veya polis olurlar. Bu çocukların kendileri doyasıya kirletmeleri hiç mümkün olamaz mı? Talihli olanları kirlenmeyi başarırlar.Eğer anneleri parka komşu veyahut arkadaşlarıyla geldiyse çocuk bilhassa uzaklaştırılır ve muhtemelen babaların kulakları zil çalar. Bu andan itibaren küçüklük, bir ok gibi kendini çamura atsa bile anne oralı olmaz.Bazen uyarı mahiyetinde seslenmeler olsa bile anne kendini ardı arkası kesilmeyen dedikodu ve hikayeler içinde unutmuştur bile ki çamurlu çocuk şöyle kalsın. Parklardaki anne halleri böylece ikiye ayrıla dursun nadirnen görülen baba hallerinde ise çocuk kaydırağın en bayrak asılası yerinden düşse bile, babanın 'afferin evladım' diye sakince gazetenin ardından tezahürat ettiği görülür.Traumatik olaylar bi yana, babalar, çocukların oynarken kafa kol yarılmalarını doğal karşılarlar.

   Parkların bir insan hayatının noktalarının en önemli 5 tanesine misafirlik ettikleri pek söylenilmeyen bir gerçektir. Çocukluk, ki buna az evvel hortum tutmuştum,annelik babalık dönemleri,(aynı hortumla ıslanmışlardı), ve geriye kalan son 3 dönem: Delikanlılık ve ihtiyarlık ve bahtiyarlık dönemleri. Delikanlılık dönemlerinde parklar,geceleyin hizmet ederler.Bira, şarap gibi alkollü içeceklerle muhabbet etmeler, bankların sırt dayama yerlerine oturup banka ayak basmalar bu dönemin rahatsızlıkları arasında yuvalanır.Hikaye anlatıcı muhakkak ayakta durur ve bankın üstüne tüneyenlere o şekilde hitap eder.Ayrıca park civarında güzel kızlı bir ev varsa arada ona da gözlemci bir ruhla bakılması olasıdır.Maalesef ben hiç aynı semtten bi kızla beraber olmadığım için parklarda ben hep bira seviyesini gözlemlerdim. Ben sokakta hoşlandığı kızın evinin önünden geçerken parende atan adam tanımıştım.Ama gece değildi,akşam üstüydü.    Lafı makaslamak gerekirse, son safa olan ihtiyarlık ve ölüm gene park ve bahçelerde soluklanırlar.Bahçe hortumumuzu ihtiyarlığa tutacak olursak ihtiyar kimselerin bahtiyar olmak için, çocuksever ihtiyarların 'evladım koşmayaydın' diye dedelik, anneannelik, babaannelik edebilmek için geldikleri yerler gene parklar ve bahçeler olacaktır. Burada hala çift kalabilmiş ihtiyarlar kol kola girip banklara oturarak cıvıltı halindeki çocukları izler ve dinlerler.Kimileri ayakkabılarını çıkartıp toprağa basmak ister,kimileri ise kalorilere siktir edip dondurma yemek isterler. Bu tipte olanlar zaten 'hayattan alıcaklalarımı aldım evladım' diye düşündükleri için ölüme bulaşık suyu dökerler.Bir de yalnız olan ihtiyarlar vardır.Eğer bunlardan yalnız olan kadınsa ki genelde öyledir,kadınsal sepeblerden dolayı, ellerinde ufak bir torbayla veya poşetle parka girip bir bank seçerler. Daha sonra ikinci sevdikleri dizi zamanı gelene kadar torbadan çıkardıkları yünleri ve saireleri örmeye başlarlar.Bu tipten teyzeler, babaanne ayakkabısı dediğim siyah yada kahverengi,burun kısmısı kesik ayakkabılar giyerler ve ayak baş parmakları bu ayakkabılardan ötürü daima ayak işaret parmaklarının üstünde durur.Ayak çıplak olsa bile bu böyledir.O parmak diğerinin üstünde durur.Neyse ki bu edimsel bi şeydir.Genetik boyutu henüz ispatlanmamıştır.

   Eğer tek kalan erkek ise,(muhtemelen emekli albay olduğu için) en temiz kıyafetlerini giyip çocuklara oranın top sahası olmadığını hatırlatırlar, veya sessiz mizaçlı olanları gazete okurlar. Top kesen,azarlayan modelleri (albaylar üst sıralarda yer alır) hemen çocuklar arasında ünlenirler.Bu kimseler park kavramına turp suyu sıkıp olayı kafalarında mıntıka olarak algılarlar ve genelde apartman yöneticisi olurlar. Bahtiyarlık,yani ölüm aşamasında da bizi genelde ağırlayanlar parklar olurlar.Mutsuz bir ölü gördünüz mü? Ben görmedim,o halde mutlu varsayabiliriz.Ölüler, kadın yada erkek mutlaka birşey dinlerler.Gece gündüz yukarıda olup bitenleri duymaya çalışırlar.Parklar dinleme işi için elverişli yerler olduğu için ölüler bu mekanların 'mezarlık' adını alan yerlerine defnedilirler.Dinlemenin dışında tam olarak ne yaptıklarını bilemediğim için,en azından şimdilik,parklar hakkındaki yazımın ucuna geldim.

 
     
 
© Copyright 2000-2015 istiklalcaddesi.net - istiklalcaddesi.org | Teklifleriniz için; +90 535 5888855 | Doğan Tekdemir